Ereğli’de kuraklık tehlikesi varken, İvriz kapalı sulama sistemi hala tamamlanmayı bekliyor

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
NASA verilerine göre Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge dokuz yüz yılın en büyük kuraklığını yaşıyor. Bu bağlamda, ilimin Ereğli ilçesinde de üreticiler ciddi sıkıntı içinde, büyük bir kuraklık var. Yıllardır devam eden ve bir türlü bitirilemeyen Ereğli İvriz kapalı sulama sistemi hakkında sorduğumuz soruya da sayın bakandan yanıt alamadık ama sayın bakan “NASA bilmez, biz biliriz. Kuraklık tehlikesi yok.” dedi, yüreğimize su serpti.

Elbette kuraklık tehlikesi geçiştirilebilir belki ama bu Meclisin kendi kuruluş gününü, ulusal egemenliği yok sayarak şehitler için kurulmuş bu Meclisin kuruluş gününde Mecliste bir resepsiyon verilmesinin ertelemesini gerçekten üzüntüyle karşıladığımı belirtiyor, yüce heyete saygılar sunuyorum.

18.04.2016 Köy Enstitülerinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç’u minnetle anıyorum

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
17 Nisan’da merhum Turgut Özal’ı andınız, ben de bir eksiği tamamlayayım izninizle; 17 Nisan, genç cumhuriyetin dünya eğitim tarihine de en özgün Türk model olarak sunduğu köy enstitülerinin 76’ncı kuruluş yıl dönümü. Bu vesileyle, merhum Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i ve köy enstitülerinin babası -Tonguç Baba- İsmail Hakkı Tonguç’u rahmet ve minnetle anıyorum ve köy enstitülerini türlü yalan ve oyunlarla kapatıp bugün çocuklarımızı çocuk tecavüzcülerinin insafına terk eden bu düzenin bir an önce değişmesi dileklerimle saygılar sunuyorum

 

13 Nisan 2016 TBMM Genel Kurulu Konuşması-Türkiye Cumhuriyeti’nin kilit taşı Mustafa Kemal Atatürk’tür, laiklik ilkesidir.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Laikliğin kabulünün yıl dönümü nedeniyle söz aldım. Efendim, birtakım olaylar yaşıyoruz değerli Adalet ve Kalkınma Partili saygıdeğer üyelere de seslenmek istiyorum. Gerçekten burada bir parti farkı gözetmeksizin samimi duygularımla hitap ettiğimi kabul etmenizi istirham ediyorum. Pek çok olay yaşıyoruz, örneğin Karaman olayı diye siyasi literatürümüze giren vahim bir olayı yaşadık. Aynı günlerde sadece Karaman’la sınırlı olmayan, işte Rize’den Osmaniye’ye, Elâzığ Harput’tan Balıkesir’e, Aydın Nazilli’den Adana’ya, Kayseri’den Antalya’ya, Ankara’ya, Trabzon’a, Konya Selçuklu’ya, Afyonkarahisar’a, Kars’a, Bartın’a, Tokat’a, Konya Ereğli’ye kadar pek çok il ve ilçemizde ilköğretim okullarında, yurtlarda, vakıf evlerinde ya da yetiştirme yurtlarında kız ya da erkek çocuklarımızın tecavüze, cinsel istismara tabi olduklarını, uğradıklarını gördük.
Değerli arkadaşlar, altmış beş yıldır ülkemizi -1950’den beri- siyasi literatürde sağda tavsif edebileceğimiz partiler yönetiyor, on dört yıldır da Adalet ve Kalkınma Partimiz iktidarda. Tabii ki halkın oylarıyla geliyor, son derece saygıdeğer ama özellikle son dört yıl, beş yıl içinde AKP iktidarlarının laikliği yok sayan, laik eğitimi ortadan kaldıran, yasalarımızın Millî Eğitim Bakanlığına verdiği ilk ve orta dereceli okul çocuklarımız için yurt açma görevini bilerek ortadan kaldırıp bu alanı vakıf ve derneklerin yurt ve evlerine açan, eğitimin laik temelini, bilimsel temelini yok eden ve laik cumhuriyet kurucularına savaş açan, laik cumhuriyeti tahrip eden bir anlayışıyla karşı karşıyayız. Bunun bilinçsiz yapıldığını söylemek mümkün değil. Bakın, asla kişiselleştirmeden şunu görmemiz gerekiyor: Eğer bu coğrafyada, bin yıldır yurt edindiğimiz Anadolu’da laik cumhuriyet olarak devam edemezsek, yurttaşlarımızı öğretim birliği ilkesi içinde laik, özgür yurttaş bilinciyle yetiştiremezsek bu coğrafyada inanın ne ulusal birliğimizi ne millî birliğimizi ne de vatan bütünlüğümüzü tehdit altında kalmaktan kurtarma şansımız yoktur. Ben, bütün iyi niyetimle hepinize istirham ediyorum: Lütfen laik cumhuriyeti koruyalım, kollayalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin kilit taşı sevgili AKP’li kardeşlerim, Mustafa Kemal Atatürk’tür, laiklik ilkesidir. Atatürk’ü kötüleyerek…
Bakın, geçen hafta, Eskişehir’de İkinci İnönü Zaferi’nin doksan beşinci yıl kutlamalarına gittik, Twitter’da paylaştım, altına bir kardeşimiz “İnönü’nün neyini kutluyorsunuz?” diyor. Geçen gün bir şehit ailesi, şehit yakını Sayın İçişleri Bakanımıza sitem ediyor. Bir başka arkadaşımız “Bu da paralelci, vikvikleyip duruyor, dışlansın.” diyor. Bu şekilde toplumda kin ve nefret tohumları ekerek ve hele hele dindar ve kindar nesiller yetiştirme amacına yönelerek inanın bana varabileceğiniz hiçbir yer yok. Bu toplum bin yıldır Müslüman, bu toplum bin yıldır dindar, ilk defa AKP’yle dindar olmadı ama kin dinle bir arada telaffuz edilebilecek bir şey değil. O bakımdan, lütfen laik cumhuriyeti, cumhuriyetin kurucu babalarını asla ama asla yok ederek, aşağılayarak, onlara hakaret ederek varabileceğimiz bir nokta olmadığının bilinciyle gelin, gelin…
Gelin, tekrar hepinizden rica ediyorum, şu Mecliste bir araya gelelim dört parti, bakın ülkemiz kan revan içinde, gelin hep beraber bu sorunlara çözüm üretelim kardeşlerim. Bizi buraya gönderen halk iradesi hepimize bu cumhuriyetin Anayasa’sına bağlı olduğumuz için bu kürsülerde hitap edebilme yetkisini verdi. “Bu Anayasa’yı tanımıyoruz.” diyerek, “Bu yasalara uymayın.” diyerek, kurucu babalara hakaret ederek varabileceğimiz hiçbir yer yok.
Türkiye Cumhuriyeti’nin -tekrar altını çizerek söylüyorum- kilit taşı, o kubbeyi bir arada tutan Mustafa Kemal Atatürk ve laikliktir. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu burada çekersek inanın o yıkılacak kubbenin altında hep beraber kalacağız, bu kan deryasının içinde boğulacağız. Gelin hep beraber lütfen bu ülkenin geleceğine sahip çıkalım diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

TBMM Genel Kurulunda Bütçe Görüşmeleri Esnasında Yaptığım Konuşma

TBMM Genel Kurulunda bütçe görüşmeleri esnasında yaptığım konuşmanın metni ve videosu:

 

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. KOP İdaresi üzerine konuşacaktım ama kıyamet koptuğu için BOP ve etkileri üzerine konuşmayı tercih ediyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz, bizzat Abdullah Gül Bey’in de söylediği gibi Cumhuriyet tarihinin en kritik sürecini yaşıyor. Bana göre çok yaşamsal sorunlarımız var. Başta, dış politikamız çökmüş durumda. 92 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk defa hem Amerika’yla, hem Rusya’yla, hem Avrupa Birliğiyle, hem İran’la, Irak’la, Suriye’yle ve Yunanistan’la ciddi sorunlar yaşayan, bölgede ve dünyada çok haklı olduğumuz konuları bile anlatma durumumuz kalmayan, dostsuz, yalnız bir ülke durumundayız. Dış politikada çok ciddi sorun yaşıyoruz. Çok ciddi bir iç barış sorunumuz var arkadaşlar. Dokuz aylık milletvekilliği süremizde yaptığımız en istikrarlı iş her gün şehit cenazelerine koşturmak. 300’ün üzerinde şehidimiz var, 300’ün üzerinde kayıtlı sivil ölüm var, 44 çocuk hayatını kaybetti ve biz, bu Mecliste az önce birbirimize girdik. Bu halka nasıl bir manzara verdiğimize lütfen dikkat edelim. Ne sizler Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da Ahmet Davutoğlu’nun vekillerisiniz ne biz Kılıçdaroğlu’nun vekilleriyiz ne siz Bahçeli’nin ne siz Demirtaş’ın vekillerisiniz. Bu milletin vekilleriyiz, bu milletin. (CHP sıralarından alkışlar)
Bu milletin vekilleriyiz, kendimize geleceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu ülkenin iç barışını tesis etmek bu Meclisin görevidir.
Ben, buradan Meclis Başkanına çağrı yapıyorum.
Birilerinin hayal dünyasını tatmin etmek için yapay komisyonları bırakın, bir an önce bir barış komisyonu kuralım, bu ülkedeki kanı durduralım. (CHP sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlar, ciddi bir yönetim sorunumuz var; çok ciddi, çok ciddi bir yönetim sorunumuz var.
Bakın “Ben seçildim, öyleyse artık bu ülkenin isteseniz de istemeseniz de yönetim şekli değişmiştir.” demek mevcut, meri, geçerli Anayasa’yı yok saymak demektir.
Bu meşruiyet kaybıdır, kendinizi yok saymak demektir. Bunu asla doğru bulmayın sevgili arkadaşlar. Bu ciddi bir sorun. Anayasa Mahkemesini tanımamak, mahkemelere talimat vermek, o güvendiğiniz ve ona göre burada görev yaptığınız Anayasa’yı yok saymak doğru değil.
Ve kardeşlerim, sevgili milletvekilleri, ciddi bir liderlik sorunumuz var.
Bakın, buradan Sayın Davutoğlu Sayın Kılıçdaroğlu’na liderlik dersi verirken hepiniz alkışladınız.
Dedi ki: “Ben grubuma hâkimim, sen değilsin.”
Şimdi, Sayın Davutoğlu… Ben buradan söyleyeyim değerli hemşehrim, arkadaşlar…
Ben buradan söyleyeyim…
Lider olmak belli sayıda insana lafını dinletmek değildir, o kadarını askerde çavuş da yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Lider olmak, sözünü dünyaya dinletebilmektir.
Sen konuştuğun zaman karşına Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Sözcüsünün muhatap olmaması demektir. Sen konuştuğun zaman birilerinin elinde beyzbol sopasıyla sana ayar vermemesi demektir. (CHP sıralarından alkışlar)
Sen konuştuğun zaman bir değeri olmak demektir. Lider olmak, devlet adamı olmak demektir.
Sevgili kardeşlerim, İsmail Müştak Mayakon, 1927’de, Ankara’da Ahmet Rasim’le karşılaşır. Ahmet Rasim bildiğinizdir. “Hayrola Üstat, ne arıyorsun Ankara’da” der. Der ki: “Fırıncılar ekmeği dört köşe yapmıyor da onun için Ankara’dayım.” Anlamaz, “Hayrola.” der. “Yahu, İstanbul’da, Beşiktaş’ta bir ekmek aldım, Akaretler yokuşundan inerken kolumun altından kaydı, düştü, yakalayayım diye koşarken buralara geldim.” Vedalaşıp ayrılırlar. Akşam Çankaya’da Mustafa Kemal Atatürk’e anlatır. Atatürk hiddetlenir, kalkar, “Ya siz ne yaptınız Beyefendi?” der. “Ne yapacağım efendim, bir şey anlamadım.” “Nasıl anlamazsın.” der. “Bu memleketin kültürüne, bu memleketin edebiyatına yarım asır hizmet etmiş bir muhterem zat, bir büyük insan belli ki yoksulluğa düşmüş, ekmek parası peşinde. Neden elinden tutup getirmezsin?” Döner yaverine, der ki: “Ahmet Rasim Bey’i bulun, lütfen, buraya davet ettiğimi söyleyin.” Yaver gider, bir otel odasında Ahmet Rasim’i bulur. Sevgili kardeşlerim, Ahmet Rasim geldiği zaman Mustafa Kemal ayağa kalkar, “Hoş geldiniz Üstat.” der, masada yanına alır, izzet, ikram eder ve kalkarken “Üstat, lütfeder misiniz acaba, boş bulunan İstanbul Milletvekilliğini kabul buyurur musunuz?” der. O saate kadar… Döner Ahmet Rasim, İsmail Müştak’la göz göze gelirler, gözlerinden yaşlar süzülür, Mustafa Kemal’in eline sarılmaya kalkar, Mustafa Kemal izin vermez, der ki: “Paşam, anladım şimdi; ekmek gerçekten aslanın ağzındaymış.”
Ben bu anekdotu ne zaman okusam De Gaulle gelir aklıma. Fransa’yı Cezayir’deki tutumu nedeniyle kınayan Jean Paul Sartre’ı “Mahkemeye verelim, yargılayalım.” diyenlere De Gaulle diyor ki: “Beyler, beyler; kendinize gelin. Sartre Fransa’dır, Fransa’yı yargılamak kimin haddine?”
Sevgili kardeşlerim, devlet adamı, lider, ülkesinin kültürüne, dünya kültürüne hizmet etmiş adamlara saygı gösteren, onlara “kudurmuşlar” demeyen… (CHP sıralarından alkışlar) Her milletvekili, her bakan, her başbakan, her cumhurbaşkanı devlet adamı da olduğu zaman değer kazanır. Ben yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Bu millete Allah devlet adamı olmayı da nasip eden liderler nasip etsin diyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Ankara saldırısı bir büyük aklın yaptığı eylem olarak görülmelidir.

Dönem: 26 Yasama Yılı: 1 Tarih: 24.2.2016

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Özellikle AKP’li arkadaşlarımın ve Hükûmetin dikkatine sunmak istediğim bir görüşüm var, düşüncem var. Ankara saldırısını, artık ne yazık ki bütün ülkemizin alıştırıldığı sıradan bir terör olayı gibi görmenin ve böyle değerlendirmenin son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Ankara saldırısı, elbette, topyekûn milletimize karşı ama özellikle devletin egemenliğine ve devletin aklına karşı, devletin varlığına karşı bir saldırıdır. Arkasındaki terör örgütü kim olursa olsun bir büyük aklın yaptığı eylem olarak görülmelidir. Ancak, ne yazık ki ne Sayın Cumhurbaşkanının ne Sayın Başbakanın ne de dün Sayın İçişleri Bakanının açıklamaları bunun böyle görülmediğini gösteriyor. Buna bu Meclisin topyekûn karşı çıkması ve bir an önce Meclis olarak sorumluluk alıp bir araya gelmemiz gerekiyor.
Teşekkür ediyorum.