Çırpındık geceler boyu, uyardık; ” KADIYI SATIN ALDIĞINIZ GÜN ADALET ÖLÜR, ADALET ÖLDÜĞÜNDE DEVLET YIKILIR ” dedik, dinletemedik…

trt1

Köprü üstünde gülücüklerle kurdele kesen, fotoğraf çektiren, göbek atan sevgili yurttaşlarımız ne kadar farkındalar bilmiyorum, ama kan revan içinde kalmış YALNIZ VE GÜZEL ülkemizde dün gece, AKP oylarıyla ( eğer Anayasa mahkemesi YOK HÜKMÜNDE kararı vererek engel olmazsa ) devletimiz devlet olmaktan çıkarıldıi !!!

Çırpındık geceler boyu, uyardık;
” KADIYI SATIN ALDIĞINIZ GÜN ADALET ÖLÜR,
ADALET ÖLDÜĞÜNDE DEVLET YIKILIR ” dedik, dinletemedik…

Dün gece TBMM’ de; 93 yıllık Cumhuriyet tarihimizde hiç görülmemiş, herhangi bir demokratik ülkede örneğine rastlanmamış, darbeci generallerin bile akıllarından geçmemiş KORKUNÇ bir yasayı kabul etti AKP çoğunluğu…

Kendi ayağına da kurşun sıktı, adeta bindiği dalı kesti…

Yürürlüğe girerse bu yasa, inanın, AKP milletvekillerinin bile pişman olacakları sonuçlar doğuracak, devletimiz artık asla bir HUKUK DEVLETİ, bir DEMOKRASİ olarak nitelenemeyecek, uygar dünyada muhatap bulamayacaktır…

” Bu kadar mı VAHİM ?” derseniz,
Çok daha VAHİM !” derim…

Çok daha VAHİM, çünkü :
AKP; kabul ettiği bu yasa ile, gelecekte herhangi bir iktidarın, hatta belki bir süre sonra yine kendi iktidarının, dilerse, tüm devlet memurlarını, tüm üniversite kadrolarını, tüm seçilmiş meslek kuruluşları ve oda yönetimlerini ve daha pek çok kurum kadrolarını, yapacağı bir Anayasa değişikliği ya da çıkaracağı bir yasa ile sıfırlayarak, yerlerine yeniden atama yapabilmesinin yolunu açtı…

Yani artık, TBMM de 276 oyu bulan her iktidar benzer bir yasa ile, kendi yargı, ordu, bürokrasi ve diğer kurum, kuruluş kadrolarını, kısacası KENDİ PARTİ DEVLETİNİ kurabilecektir !!!

Zira dün gece; Anayasanın 153 ve 154. maddelerine göre SEÇİLMİŞ, 65 yaşına kadar görev yapma güvencesine sahip 516 Yargıtay ve 195 Danıştay üyesinin ( başkanlar, başsavcılar, daire Başkanları dışında ) tamamının üyelikleri mecliste çoğunluk oyu ile düşürüldü ve 5 gün içinde Cumhurbaşkanı ve HSYK’ nın Yargıtay ve Danıştay’ın yeni üyelerini ataması kanun hükmü oldu.

Dün gece, sadece KUVVETLER AYRILIĞI, YARGI BAĞIMSIZLIĞI, YARGIÇ GÜVENCESİ değil, aynı zamanda DEVLETTE DEVAMLILIK ESASTIR ilkesi de yok edildi…

Dün gece, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı’ nın da gerisine düştü…

Neden mi ?

1868 de Padişah Abdülaziz’ in irade-i seniyesi ile kurulan DİVAN-I AHKAM-I ADLİYE, Cumhuriyet Yargıtay’ ının atasıdır. Günümüz Türkçesi ile ne demiş bakın 1868 de Abdülaziz :
” Kişilerin hakları ve güvenlikleri açısından çok önemli olan hukuk işlerinin, mülki işlerden ve yürütme organı hükümetten ayrı, bağımsız bir düzene kavuşturulması, ADALETE DEĞER VEREN PADİŞAH’ ın yüce arzusudur “…

2016 yılında devletimizin başına gelmiş zevatın, 148 yıl önceki Padişah Abdülaziz kadar demokrasi ve adalete değer verme bilincine sahip olmamaları ne acı…

Şu mübarek gecenin hürmetine RABBİM SONUMUZU HAYRETSİN !

TBMM GENEL KURULU’NDA YAPTIĞIM KONUŞMA VE VİDEOSU-29.06.2016

TBMM GENEL KURULU’NDA YAPTIĞIM KONUŞMA VE VİDEOSU-29.06.2016

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

400 sıra sayılı Kanun’un 18’inci maddesi üzerinde söz aldım. Tabii, böyle bir kanun üzerinde, günlerdir, bir gece önce saat 02.00’ye kadar, dün gece sabah saat altı buçuğa kadar çalışıyoruz. Güya çalışıyoruz, aslında itiraf ederim ki yaptığımız bir şey yok. Biz burada konuşuyoruz, sayın iktidar grubu ne söylersek söyleyelim çok da fazla kale almıyor, Sayın Bakan dinliyor ve sonra “Kabul edenler… Etmeyenler…” gidiyor. Dolayısıyla, ben hukukçu da değilim, bir doktor gözüyle baktığım zaman hakikaten ne yerseniz yiyin dediğimiz bir durumdasınız arkadaşlar, gerçekten söylüyorum.
Yani dün akşam Ilgınlı Ayhan Kaya diye bir çocuğumuz Diyarbakır Lice’de şehit düştü. Aynı saatlerde Bismil’de bir astsubayımız şehit oldu. Onun, Ayhan Kaya’nın babasını aramak için telefonunu edinmeye çalışırken televizyonlardan burada telefonlarımıza havaalanındaki patlama haberleri düşmeye başladı, 46 insan kaybettiğimizi öğrendik. Bugün Mardin Derik’te yine 2 askerimiz şehit, 3 askerimiz yaralı. Geçen sene 7 Haziranda bu salonlarda ilk defa yer aldığımız zamandan bugüne 730’dan fazla şehidimiz var, binlerce insan kaybettik ve burada sabahlara kadar devletin üç erkinden -elbette bir hiyerarşik sıra yoktur ama- en önemlisini yani mülkün temelinin nasıl bir iradeye teslim edilip edilmeyeceğini biz tartışıyoruz ama hiçbir sözün hiçbir kıymetiharbiyesi yok ne kadar haklı şeyler söylenirse söylensin. Yani ben hekimim, bana sayın grup başkan vekilleri bugün konuşma yapacağımı söyleyince gerçekten kanunu madde madde okudum. Yani ortalama bir zekâ sahibi ve ortalama eğitim sahibi kime gösterseniz, orada, insanların müktesep hakkının elinden alındığı da var, eşitler arasındaki eşitsizlik de var… Yargıtayın veya Danıştayın şu kadar üye sayısını 4 defa değiştirmişsiniz, daha önce aynı, tersi gerekçelerle üye sayısını arttırmışsınız. O zaman ki Başbakan Vekiliniz kalkmış demiş ki “Yüce Rabb’im verdikçe veriyor.” Şimdi, Yüce Rabb’inizin verdiklerinden feragat ediyorsunuz; o verilenleri gönderiyorsunuz, yeni şeyler istiyorsunuz.
Bakın, çok üzüntü verici ama hani siz çok öykünüyorsunuz… Gerçi fetih kutlamalarında da Fatih’siz fetih kutluyorsunuz tıpkı Mustafa Kemal’siz Çanakkale kutladığınız gibi ya da andığınız gibi diyelim. Şimdi, Fatih Sultan Mehmet’in çok önemli bir özdeyişini size aktarayım, diyor ki: “Aklı öldürürsen ahlak ölür.”
Arkadaşlar, sevgili AKP’li kardeşlerim; akılla hareket etmiyorsunuz, ahlakı yok ediyorsunuz. Gerçekten, samimiyetle söylüyorum. Ahlakın temeli özveri ve dürüstlüktür. Özveri başkaları için fedakârlıkta bulunmak, dürüstlük ise aldatmamaktır. Ahlakı yok ediyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) “Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür.” diyor Fatih Sultan Mehmet. Milleti böldünüz kardeşlerim. Milletin bir yarısı öbür yarısıyla aynı şeye sevinmiyor. Bir yerde orman yangını çıkıyor, öbür tarafta orman yangını çıkıyor, iki yangına aynı anda üzülemiyoruz. Ve Fatih Sultan Mehmet diyor ki: “Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adalet öldüğünde devlet yıkılır.” (CHP sıralarından alkışlar) Kadıyı satın alıyorsunuz kardeşlerim, yapmayın, devleti yıkarsınız. O yıkılan devletin altında hep beraber kalırız. Bir gün biri bir düdük çalar, hep beraber altında kalırız, yapmayın.
Saygı sunarım.

-“AKŞEHİR CEZAEVİ’NDE MAHKUMLARA İŞKENCE” İDDİASI YENİDEN GÜNDEMDE

1

-CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, Konya Akşehir T Tipi Kapalı ve Açık Cezaevi’nde mahkumlara işkence yapıldığı yönündeki iddialara yanıt arıyor.

ANKARA (ANKA) – CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, Konya Akşehir T Tipi Kapalı ve Açık Cezaevi’nde mahkumlara işkence yapıldığı yönündeki iddialara yanıt arıyor.

Bozkurt, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yazılı yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, işkence iddialarını daha önce de Meclis gündemine getirdiğini ancak yanıt alamadığını belirtti. Kendisine ulaşan şikayetler üzerine konuyu yeniden gündeme getirdiğini ifade eden Bozkurt, infaz ve koruma memurlarınca bazı mahkumlara sözlü ve fiziki ağır işkence uygulandığı yönünde şikayetler olduğunu, cezaevi personelinin de tutuklu yakınlarına kaba davrandığının, açık görüş hakkından mahrum bırakıldıklarının belirtildiğini kaydetti. Bozkurt, Adalet Bakanı Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

“Akşehir T Tipi Kapalı ve Açık Cezaevi’nde tutuklu ve hükümlülere işkence (darp, yaralama vb.) uygulandığına ilişkin Bakanlığınıza ve ilgili mercilere ulaşmış kaç şikayet bulunmaktadır?

Son 10 yıl içinde Akşehir T Tipi Kapalı ve Açık Cezaevi’nde bulunan tutuklu ve hükümlülerden kaçı başka cezaevlerine nakil için ve hangi gerekçelerle talepte bulunmuştur? Bu taleplerden kaçı karşılanmış,  kaçı reddedilmiştir?

Tarafıma iletildiği üzere, bazı mahkumlara darp etmek suretiyle ağır işkence uygulandığı, diğer mahkumların gördüklerini anlatmamaları için tehdit edildikleri, yaralananların hastaneye sevkinin geç yapıldığı iddialarının ivedilikle araştırılması düşünülmekte midir?

Tutuklu ve hükümlü yakınlarına cezaevi personelince kötü davranıldığı, görüş hakkının kullandırılmadığı iddialarının araştırılması düşünülmekte midir?” (ANKA)

(GO/ORH)

 

Bu gidiş gidiş değildir…

yeni manşet

Çok tehlikeli, çok vahim, toplumsal geleceğimizi karatacak bir yasa, tüm engelleme çabalarımıza ve uyarılarımıza karşın AKP oyları ile yasalaştı dün geceyarısı.

Bir o kadar tehlikeli, vahim ve toplumumuzun adalete olan güvenini sıfırlayacak yasa tasarısı ise Adalet Komisyonunda görüşülmeye (!) başlandı.

Dün gece kabul edilen MAARİF VAKFI yasası ile, şu yıllardır eğitim sistemimizi mahveden, akıl ve bilim temelinden koparan MİLLİ (!) EĞİTİM BAKANLIĞI artık birilerinin kutlu (!) yolculuğunda yetersiz bulunarak, adeta tasfiye ediliyor, şube müdürlüğü derecesine indirgeniyor ve FETÖ ( paralel ) ile mücadele kılıfı altında, sarayın emrinde yeni bir EĞİTİM BAKANIĞI kuruluyor.

Adalet Komisyonunda görüşmelerine başlanan tasarı ile de, yine aynı kılıf altında, Yargıtay ve Danıştay’ın mevcut tüm üyeleri tasfiye ediliyor, yüksek yargı yeniden ve tabii sarayın iradesine göre yapılandırılarak yargı erki tamamen yürütmenin sultasına sokulmak isteniyor.

CHP olarak TBMM de, gerek komisyonlarda gerek genel kurulda elimizden geleni yapmamıza, söz konusu yasaların sakıncaları ve genel gidişatla ilgili uyarılarımıza karşın AKP çoğunluğuna laf anlatmamız mümkün olmuyor ve Maarif Vakfı yasası gibi, Yüksek yargıya ilişkin yasa da yasalaşacak gibi görünüyor. ( Elbette Anayasa Mahkemesine başvuru dahil yapmamız gerekeni yapacağız.)

Başta öğretmenlerimiz, yargıç, savcı ve avukatlarımız olmak üzere, siyasi görüş ve düşüncemiz ne olursa olsun hepimizin, toplumsal geleceğimiz açısından büyük tehdit oluşturan bu ve benzeri gelişmeleri dikkatle takip etmemiz, çevremizi, milletimizi bilgilendirmemiz, uyarmamız gerektiğini düşünüyorum.

Dünyada karşılığı kalmamış despotik bir yönetim anlayışının, demokrasiyi, kuvvetler ayrılığını, laikliği, bilimsel eğitimi yok ederek diktatörlüğe yönelmesi, hangi parti ve görüşte olursa olsun tüm yurttaşlar için ciddi bir sorun olarak görülmek zorundadır.

Bu gidiş gidiş değildir…

 

Dr. Mustafa Hüsnü Bozkurt

CHP Konya Milletvekili

-CHP’DEN TBMM BAŞKANI’NA 3 BİN KİŞİLİK DEV İFTAR SORUSU

12006CHP Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt, TBMM Başkanlığının vereceği iftarı Meclis gündemine taşıdı.

Bozkurt, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde şöyle dedi:

“Yüzyıllardır süre geldiği üzere kadim bir Osmanlı ve Türk geleneği olarak Ramazan ayı dini bir vecibe olan oruç ibadetini yerine getirmemizin yanı sıra, ihtiyaç sahibi kimselere yardım ettiğimiz, sofralarımıza davet ederek paylaşımda bulunduğumuz mağfiret ayıdır. Ne yazık ki son yıllarda kamuoyuna da yansıdığı üzere uhrevi anlamı olan Ramazan iftarları birçok kentte yöneticilerin birbirini görkemli salon ve mükellef sofralarda ağırladığı, gösterilere dönüştürdüğü, manevi özünden uzaklaşılan bir hal almıştır. Topluma örnek olmak durumunda olan bir makam olan Meclis Başkanlığı’nın aynı mantıktan hareketle, TBMM tarihinde ilk defa tören alanına masa ve sandalye kurmak suretiyle geçmiş dönem ve mevcut vekillerden oluşmak üzere 3000 kişilik iftar yemeği vermesi pek çok kişinin haklı tepkisine neden olmuştur. Devlet bütçesinden yapılan bu harcama ile neden ihtiyacı olmayan milletvekilleri yerine yardıma muhtaç kimseler, özellikle de günümüzde daha da önem taşıyan şehit ve gazi aileleri ile yakınlarının davet edilmesi düşünülmemiştir?”

Konyalıya İŞKUR ayıbı

meclisCHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, İŞKUR’un belediyelere ayırdığı taraflı istihdam kontenjanlarını Meclis’in gündemine getirdi…
CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülen Toplum Yararına Çalışma Projesi (TYÇP) kapsamında belediyelere ayrılan işçi kontenjanlarını Meclis’e taşıdı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle önerge veren Bozkurt, kontenjanların hangi kriterlere göre belirlendiğini sordu.

İŞKUR tarafından yürütülen Toplum Yararına Çalışma Projesi’nin işsizliğin yoğun olduğu dönemlerde işsizlerin kısa süreli istihdam ve eğitimini amaçlayan, doğrudan veya yüklenici eli ile toplum yararına bir iş ya da hizmetin gerçekleştirilmesini sağlayan programlar olduğunu hatırlatan Bozkurt, 2016 yılı için Konya’da 3’ü merkez ilçe olmak üzere mevcut 31 belediyeden 25’i için kontenjan ayrıldığını, 6 ilçe belediyesine ise istihdam sağlanmadığına dikkat çekti.

Kurumun kontenjan ayrılan belediyeleri hangi kriterlere göre belirlediğini soran CHP’li Bozkurt, Konya’da merkez ilçeler dahil 31 ilçenin 25’ine proje kapsamında kontenjan ayrılırken, Cihanbeyli, Doğanhisar, Emirgazi, Kulu, Tuzlukçu ve Yunak belediyelerine kontenjan ayrılmamasının gerekçesini sordu.

“İlçe belediyelerine ayrılan kontenjan sayıları hangi kriterlere göre belirlenmektedir?” diyen Bozkurt ayrıca, Konya’daki belediyelerin 28’i iktidar partilerine, 3’ü de muhalefet partilerine ait olduğu göz önüne alındığında, “Kontenjan ayrılmayan 6 belediyenden 3’ü nün muhalif belediyeler olması tesadüf müdür?” sorusunu yöneltti.

10.05.2016 CHP Grubu adına yaptığım konuşma

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; engelli vatandaşların kamusal hizmetlerden tam olarak yararlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından verilen araştırma önergesinin üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak için huzurlarınızdayım. Bu vesileyle değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime, az önce burada AKP Grubu adına konuşan değerli milletvekili arkadaşımızın her söz aldığında buraya seyyar bir platform taşınıyor Sayın Başkan, değerli Meclis Başkanından ve Başkanlık Divanından -tam da Engelliler Haftası’nda- buraya bir elektronik platform yapılmasını -ola ki başka engelli arkadaşlarımız da olabilir- belki daha sağlıklı bir görüntü oluşmasını temin etmelerini rica ederek başlamak istiyorum.
Benden önce konuşan her iki konuşmacı da genel bilgileri verdiler. Tabii, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dünyada Birleşmiş Milletlere üye hemen hemen bütün ülkelerin bu hafta dolayısıyla farkındalık yaratma amacıyla değişik etkinlikler düzenlediği bir hafta.
Türkiye’de 8,5 milyon engelli yurttaşımız var, nüfusumuzum yüzde 12’si engelli. Bu konuda -az önce sözü edildi- 2012 yılında yapılan bir değişiklikle üç yıl ertelenerek uygulaması 7 Temmuz 2015 tarihine uzatılan 5378 sayılı Engelliler Kanunu’na atıfta bulunarak ben de bir önerge vermiş idim, altı aydır cevap bekliyorum. Önergemizde sorduğumuz şey şu idi: “Türkiye’de 30’u büyükşehir belediyesi olmak üzere toplam 1.397 belediye var. Bu belediyelerden kaçı bu yasanın getirdiği engelliler için kolaylıklar sağlayan ve ulaşımlarını kolaylaştıran önlemleri almışlardır? Kanunun gereğini yerine getirmeyen belediyeler hakkında bir yaptırımınız var mıdır?” gibi ama bir yanıt alamadık.
Aslında, Türkiye İstatistik Kurumunun sayfasına girdiğimiz zaman bile büyük bir ayıpla karşılaşıyoruz. 2011 yılından bu yana engelli bireylerin sorun ve beklentileriyle ilgili hiçbir araştırma yapılmamış, güncel hiçbir veri yok arkadaşlar.
Keza, engellilerimizin kamu binalarına ulaşımından başlayarak çeşitli sorunları var. En önemli sorunlarından biri de eğitim. Eğitimden yararlanabilen toplam engellilerimizin oranı yüzde 7,7 bile değil ve engellilerimizin yüzde 96’sı mesleki eğitim alamıyor.
Keza, bir işte çalışabilen engellilerimizin toplam engelli nüfusa oranı yüzde 14,3. Bu da bu noktada, hakikaten çok geride olduğumuzun en somut göstergelerinden biri arkadaşlar. Tabii, asıl engelin bedende veya zihinde değil, fikir ve vicdanlarda olduğu gerçeğinin de altını çizmek isterim. Engelli yurttaşlarımızın durumu bu. Peki, memleketin durumu ne, biraz da ona bakalım.
Sevgili arkadaşlar, demokrasilerde hükûmet olmanın yolu seçimlerde yurttaşların tercihine mazhar olmaktır. On dört yıldır yapılan seçimlerde bu tercih Adalet ve Kalkınma Partisinden yana tecelli etmektedir ve bu anlamda herhangi bir itiraza yer olmaksızın Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına Hükûmettir. Tıpkı engellilerimize olduğu gibi, devletimize bakışında da ciddi sorunlar var Adalet ve Kalkınma Partimizin. Nedir? Hükûmetler devleti yönetmek için görevlendirilmiş heyetlerdir, devlet olmak için değil. Devlet çünkü tüm yurttaşların devletidir, o devleti yönetmek görevi de hükûmet olan heyetindir. Birinci görev nedir? Vatanın sınır bütünlüğünü sağlamak. İkinci vazgeçilmez görev: O sınırların çevrelediği vatan topraklarının bütünlüğünü sağlamak. Üçüncü görev: O topraklar üzerinde bağımsızlığın simgesi olan ulusal bayrağın özgürce dalgalanmasını sağlamak. Ve nihayet hükûmet olmakta dördüncü olmazsa olmaz koşul da vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak.
Sevgili arkadaşlar, değerli AKP’li dostlar; on dört yıldır iktidardasınız. Sınırları koruyamıyorsunuz, 900 kilometrelik Suriye sınırımız kevgire dönmüş, kimin girip çıktığı belli değil, dünyanın bütün terör örgütleri ülkemizde cirit atıyor. Ankara’da, ülkenin başkentinde beş ayda 3 terör saldırısında 168 yurttaşımızı yitirdik. Diyarbakır’ın göbeğinde, garnizonda bayrağımız indiriliyor, maşallah çıt yok; çıt yok. Askerimizin başına çuval geçiriliyor çıt yok, nota “müzik notası” mı falan deniyor. Vatan topraklarının bütünlüğünü sağlamak konusunda bir eski asker ve kırk üç yıllık bir hekim olarak beni dehşete düşüren bir vurdumduymazlık içindesiniz. Bu kürsüden defalarca dile getirdik, 17 adamız 2009’dan beri Yunan işgali altında, çıtınız çıkmıyor. Hayretler içindeyim yani her şeyde, her konuda önüne gelene dava açan arkadaşlarımız, diyoruz ki “Vatan toprakları işgal altında, 17 ada işgal altında.” ne yapıyorsunuz? Hiç ses yok. Yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumakta ciddi acz içindesiniz. Yirmi beş gündür Kilis bombalanıyor. Baştan “Gökyüzünde gezerken rastgele düşen roketler.” falan dediniz; şimdi, roket atıldığı nihayet kabul edildi. Valiniz “Abdestli gezin de mundar gitmeyin.” diyor. Ve ülkemiz, şu ülke yani emperyalizme karşı ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla korunmuş şu ülkeyi yönetenler NATO’dan, Birleşmiş Milletlerden ve Amerika Birleşik Devletleri’nden medet umuyor. Nere için? Kilis’i IŞİD roketlerinden korumak için. Sevgili arkadaşlar, engelli yurttaşlarımızdan özür diliyorum ama 8,5 milyon engelli yurttaşımıza şunu söylüyorum: Kilis’teki vatandaşının canını koruyamayan bir Hükûmetten size gelecek hiçbir hayır yoktur kardeşlerim. (CHP sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlar, vurdumduymazlığınız o boyutta ki bakın, üzerine bastığınız zemin altınızdan kayıyor sevgili AKP’li kardeşlerim, bunu samimiyetle söylüyorum. Bunu ister bir milletvekili uyarısı diye alın, ister okuryazar bir adam uyarısı diye alın, ister bir vatandaş uyarısı diye alın, nasıl kabul ederseniz öyle kabul edin; bakın, çok duyarlı olmanız gereken konularda hiç sesiniz çıkmıyor arkadaşlar. Kalkılıyor, “Parlamenter sistem rafa kaldırıldı.” deniyor, çıtınız çıkmıyor. “Ben seçildim, o hâlde isteseniz de istemeseniz de bu ülkenin düzeni değişmiştir.” deniyor yani Anayasa yok sayılıyor, sesiniz çıkmıyor. Oysa o Anayasa’ya göre bu Mecliste görev yapıyoruz hepimiz. Yine, “Laiklik olmamalı yeni anayasada.” deniyor. Hepimiz biliyorsunuz, siz de biz de, laiklik demokrasinin olmazsa olmazı; laiklik hepimizi şu çatı altında bir araya getiren ve şu kürsüde konuşturan en temel ilke. Yine çıtınız çıkmıyor. Hadi “iki ayyaş” dediniz, o bir densizin lafıydı diyelim; şu Meclis Başkanlığı kürsüsüne oturttuğunuz arkadaşınız “Cumhuriyeti dinsizler kurdu.” diyor, yine çıtınız çıkmıyor. Yahu, sizden engellilere ne hayır gelir Allah aşkına ya, çok ciddi soruyorum. Bu soruların yanıtı verin, gelin buraya. Yani, nasıl oluyor da Meclis Başkanlığı kürsüsüne koyduğunuz arkadaşınız bu “Cumhuriyeti dinsizler kurmuştur.” diyebilme densizliğini gösteriyor, bu kabul edilebilir bir şey mi? (CHP sıralarından alkışlar)
Ve sevgili arkadaşlar, nihayet, bütçe konuşmalarında, şurada, hepimize liderlik dersi veren ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendi grubuna hâkim olmamakla suçlayan -ve benim de “Sayın Davutoğlu, o kadarını asker de, çavuş da yapıyor. Liderlik belli sayıda insana lafını geçirmek değil, sözünü muhatabına dinletebilmektir.” diye yanıt verdiğim şu kürsüden- Sayın Başbakanınız kulağından tutulup kapının önüne konuyor, “Reis de bizim, Hoca da bizim.” deyip gayet büyük bir rahatlıkla yürüyüp gidiyorsunuz.
Arkadaşlar, hepimiz burada milletin verdiği oyla… Siz nasıl 23 milyon oyu temsil ediyorsanız, şu sıralardan oturan arkadaşlar 12 milyon oyu, o arkadaşlarımız o kadar oyu, MHP sıralarında oturan arkadaşlarımız şu kadar oyu… Hepimizin oyu aziz ve mübarektir, yurttaşın oyudur. O oya saygınız nasıl olmaz, nasıl olmaz böyle bir şey?
Şimdi de yani hakikaten anlamak da zorluk çekiyorum, düşük profilli bir Başbakan arıyorsunuz arkadaşlar. Arkadaşlar, bu lafı nasıl yersiniz, nasıl yutarsınız, nasıl tahammül edersiniz? T.Başbakanlık makamını devalüe etmeye sizin ne hakkınız var arkadaşlar? Nasıl böyle bir şeye rıza gösterirsiniz? Bu kabul edilemez, bu asla kabul edilemez.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık koltuğu bu kadar hakir görülemez, bu kadar gözden düşürülemez.
Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Yine de buraya bir elektronik platformun yapılması teklifimi Sayın Meclis Başkanının laiklikle boğuşmaktan boş kaldığı bir zamanda kendisine…

Seydişehir Atatürk Anıtı’nın görenlerin içini acıtan halini Meclis gündemine taşıdık

1973 yılında Türkiye’nin önemli heykeltıraşlarından Şadi Çalık tarafından yapılan Seydişehir Atatürk Anıtı’nın görenlerin içini acıtan halini Meclis gündemine taşıdık. Cengiz Holding’e bağlı Eti Alüminyum A.Ş. tesisleri içerisinde yer alan anıtın bugünkü halini ve konuyla ilgili önergemizi dikkatlerinize sunuyorum.

122

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle önerge veren Bozkurt, Seydişehir İlçesi’nde ETİ Alüminyum Tesisleri içerisinde yer alan, bronz ve alüminyumdan yapılmış, endüstriyel kalkınmayı simgeleyen ve Türkiye’deki en büyük ve ilk dövme bakır anıt olma özelliğini taşıyan Atatürk Anıtı’nın kaderine terk edildiğini söyledi. 2005 yılında ETİ Alüminyum AŞ.’nin özelleştirilmesi kapsamında Cengiz Holding tarafından satın alınması sonrası anıta gereken özenin gösterilmediğini, anıtın bakımsız olduğu gibi, etrafının hurda yığınına döndüğünü, çevresinin de depo olarak kullanıldığını ifade eden Bozkurt, mevcut durumdan son derece rahatsız olan Seydişehir halkının da şikayetlerini tarafına ayrıca ilettiğini belirtti.   Başbakan’a heykeltıraş Şadi Çalık’ın en önemli eserleri arasında yer alan Seydişehir Atatürk Anıtı’nın mevcut durumundan haberi olup olmadığını soran CHP’li Bozkurt, “ 43 yıllık anıtın yıprandığı göz önüne alındığında restore edilmesi planlanmakta mıdır?” diye sordu.   Bozkurt, önergesinde ayrıca şu soruları yöneltti:   1Cengiz Holding bünyesindeki ETİ Alüminyum AŞ.’nin anıtın etrafını depo olarak kullanmasının ve hurdaların atılmasının gerekçesi nedir; konu ile ilgili şirket yetkilileri ile görüşülmesi ve anıt çevresinin düzenlenmesinin sağlanması planlanmakta mıdır? ETİ Alüminyum AŞ.’nin özelleştirme öncesi anıt çevresinde kamuya açık törenler yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, anıtın yeniden halka açılması planlanmakta mıdır?
13119049_10154280998662089_7778585065220712384_n

 

13173774_10154280998667089_4352548332712111740_n