BU TEKLİF GERİ ÇEKİLMELİDİR !

yeni-yeni-manset
Sevgili arkadaşlarım,
Sabırla okumanız dileği ile arzımdır :
26 üyeli Anayasa komisyonunda, 10 gün boyunca, sabahlara kadar, 15 AKP’ li ve 2 MHP’ li kardeşimize görüştüğümüz anayasa değişikliği teklifinin sakıncalarını, söyledikleri gibi basit bir sistem değişikliği olmadığını, tam bir TEK ADAM DİKTASI ve tam bir PARTİ DEVLETİ yaratacağını, bunun yol açacağı sorunları ve vahim sonuçlarını dilimiz döndüğünce anlattık.
Aslında zaten bildikleri gerçeklerdi söylediklerimiz.
Sonuçta parmaklar kalktı ve teklif komisyondan geçti.
Pazartesi gününden itibaren TBMM Genel Kurulunda görüşmeye başlayacağız.
Ülkemiz; çoklu bir terör saldırısı ve çok uluslu bir dış saldırı altında iken, bir hain darbe kalkışmasını henüz atlatmışken, milletimiz her gün şehitler verirken, insanlarımız terör saldırıları ile bunalmışken, Ordu’muz Suriye’ de savaşırken, bölgemiz ilan edilmemiş 3. dünya savaşının vekalet savaşları ile ateş çemberine dönmüşken, ekonomimiz durma noktasına gelmiş, döviz kurları almış başını gitmişken, sadece son 1 ayda 4 terör saldırısı ve bir büyükelçi suikastı gibi korkunç bir bilanço ortada dururken, 14 yıldır ülkemizi tek başına yöneten AKP iktidarı ve Sayın Erdoğan’ ın, TBMM’ ni böyle köktenci bir rejim değişikliğini ( halkımızın izlemesine de izin vermeden) tartışmak zorunda bırakması doğru da değildir, haklı da değildir, akıl işi de değildir, zamanlaması itibariyle uygun hiç değildir.
Acil ihtiyacımız bütün partileri bir araya getirecek bir MİLLİ BİRLİK sağlamaktır, milleti birbirine düşürecek bir referandum yarışı değil, hele OHAL şartlarında hiç değil…
BU TEKLİF GERİ ÇEKİLMELİDİR !
Sevgili arkadaşlarım,
Bu teklifin TBMM’ de 330 oyu bulamayacağına, bulsa bile milletimizin onaylamayacağına, referandumda HAYIR diyeceğine yürekten inanıyorum, inanmak istiyorum.
Zira, bu teklif yasalaşırsa;
Yayınlandığı tarihte, kullanabileceği pek çok icrai yetkinin yanısıra, mevcut Cumhurbaşkanı ( CB ) partisine dönüp Genel Başkan ( GB ) olabilecek ( 18. Madde- yürürlük maddesi – c fıkrası ), 6 ay içinde tek imza ile çıkaracağı CB Kararnameleriyle merkezi ve yerel bütün kamu yönetimini düzenleyebilecek ( 17. Madde ile getirilen Geçici 21. Madde B fıkrası ) ve idari yapıda bir il merkezli yönetim birimleri ( eyaletler ) oluşturabilecektir ( 9 ve 11. Maddeler ).
Bunun için 3 Kasım 2019 seçimlerini beklememiz de gerekmeyecektir.
Tabii, mevcut CB’ nın partisine dönüp GB olması ile şu andaki GB ve BB Binali Yıldırım ile hükümetinin durumuna, devlet yönetiminde ve iktidar partisinde ortaya çıkarabileceği sorunlara girmek istemiyorum. Umarım yaşayıp görmeyiz.
Bu teklif yasalaşırsa;
Partili CB, hükümeti kuracak, bu hükümetin TBMM’ nin güvenoyuna ihtiyacı olmayacak, sadece CB na karşı sorumlu olan bakanlara gensoru verilemeyecek, hesap sorulamayacaktır.
TBMM işlevsizleşecek, temsili bir organ durumuna düşecektir. CB’ nın gerekçe belirtmeksizin ve dilediğinde tek imza ile feshedebileceği bir Meclis’in yasama organı olarak özgür irade ile görev yapması düşünülemez.
Partili CB, YÜRÜTME erkini, herhangi bir denge – denetim mekanizması ile bağlı olmaksızın, tek başına kullanacaktır. Meclis’teki AKP çoğunluğu ile TBMM’ ni, yani YASAMA erkini kontrol edecektir.
Yarısını kendisinin seçeceği, yarısını da kontrolündeki Meclis’ten seçtireceği yüksek yargı organları ile YARGI erkini de kontrol edecek, 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini belirleyeceği için YÜCE DİVAN’ ın da tek hakimi olacaktır.
Böylece YASAMA, YÜRÜTME ve YARGI erklerinin TEK ADAM elinde toplandığı, KUVVETLER AYRILIĞI ilkesinin – anayasaya aykırı olarak – yok edildiği, KUVVETLER BİRLİĞİ bile değil, tam bir KUVVETLER TEKLİĞİ rejimi oluşacaktır.
Anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemez 2. Maddesi yerinde duracak ve fakat DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ fiilen ortadan kalkmış olacaktır.
Bunun siyasi literatürdeki adı DİKTATÖRLÜK’ tür.
Öte yandan;
Partili Cumhurbaşkanlığı; partinin askeri, partinin polisi, partinin jandarması, savcısı, hakimi, öğretmeni, müdürü, memuru, kısacası PARTİ DEVLETİ sonucunu doğuracaktır.
PARTİ DEVLETİ, tek parti dönemine dönmek demektir.
Cumhuriyetin kuruluş döneminde başka parti olmadığından ve kurucu parti olmanın verdiği görevle bir zorunluluk olan tek parti yönetimine, 70 yıllık çok partili demokrasi deneyimini hiçe sayarak dönmek, nehirleri tersine akıtmaya çalışmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ ni; diğer 56 İslam ülkesinden farklı kılan, AB ile üyelik müzakereleri yapmasını, Avrupa Parlamentosunda temsil edilmesini, çağdaş ve uygar bir demokratik hukuk devleti olarak dünyada saygı görmesini sağlayan bütün üstün niteliklerini terk ederek bir diktatörlüğe dönüştürmek, bu millete yapılabilecek en büyük kötülük, 93 yıllık Cumhuriyet tarihine yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Buna kimsenin hakkı yoktur, olmamalıdır.
Oluşacak bu TEK ADAM rejiminde, tek adama Başkan yahut Cumhurbaşkanı ya da başka bir isim vermenin bir anlamı yoktur.
Bu ucube diktatörlük rejimine, YERLİ VE MİLLİ demek de, TÜRK TİPİ demek de mümkün değildir.
Bu teklif kabul edilirse Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Saddam’ ın Irak’ ı, Esad’ ın Suriye’ si, El Beşir’ in Sudan’ ı gibi görülecektir. Hitler’ in Almanya’ sı, Mussolini’ nin İtalya’ sı gibi anılacaktır.
Bu teklif yasalaşırsa; halkımızın % 52 oyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 1980 – 1983 Milli Güvenlik Konseyi dönemindeki Kenan Evren yetkileri ile donatılmış olacaktır. Dünyada saygınlığı kalmayacaktır.
Sayın Erdoğan’ ın Kenan Evren olmaya ihtiyacı yoktur. O’ na bu kötülüğü düşmanı yapmaz, biz de yapmamalıyız, hele partisi hiç yapmamalıdır.
Başbakanken Sayın Erdoğan’ ın da, CB iken Sayın Abdullah Gül’ ün de defaatle söyledikleri gibi anayasamızda Cumhurbaşkanına verilen yetkiler çok fazladır, azaltılmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı temsili bir görev olmalı, parlamenter sistem ve Başbakan güçlendirilmelidir ( böylelikle şikayet edilen yönetimde iki başlılık sorunu da giderilmiş olacaktır ). Kuvvetler ayrılığı KATI KUVVETLER AYRILIĞI olarak düzenlenmeli, özellikle YARGI’ nın siyasetin etki alanından çıkarılması mutlaka sağlanmalıdır.
Ancak bütün bu rejim tartışmaları, eğer mutlaka yapılacaksa, herhalde uygun ortam ve şartlarda ve behemahal demokratik kitle örgütlerinden akademik dünyaya tüm toplum kesimlerinin katılımı ile özgürce yapılmalı, aceleye getirilmemelidir.
Sevgili arkadaşlarım;
Yazdıklarımı, CHP MV Hüsnü Bozkurt’ un değil, çok okuyan, ülkesini ve milletini çok seven, halkının ve çocuklarının geleceği için endişe duyan, yaşamını milletine hizmetle geçirmiş 43 yıllık bir Türk Hekimi’ nin, duyarlı bir vatandaşın düşünceleri olarak okumanızı, değerlendirmenizi rica ediyorum.
Yazdıklarıma katılmayabilir, endişelerimi yersiz bulabilirsiniz, eyvallah !
Ama sizden tek istirhamım, değişiklik teklifini TBMM internet sitesinden elde etmeniz ve bu söylediklerim ışığında dikkatle tekrar tekrar okumanızdır.
Saygılarımla…

Bu yazıyı sosyal medyada paylaş